Ocak 15, 2010

bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom

Yaklaşık 2 sene önceydi, aklı selim bi saatte Bahariye’deyken ayaklarım yine The End’e doğru seyretti. alışık adımlarla üst kata çıktım ve dizi dizi filmleri karıştırmaya başladım. satıcılar her filmi izlememiştir ama ismen sorduğunuz her filmi adını tekrarlayarak ya da kapağını tarif ederek bulurlar size. yol da gösterirler kimi zaman, misal elinizdeki filmi alırlar yerine koyarlar “ abla o filmi boşver” bi nevi “kötü çekim” jargonudur bu.
Kim Ki-duk sevdiğimiz bi abimiz ama filmi elime ilk aldığımda onunla olan alâkasından bihaberdim.
Beni önce kapağı cezbetti. huzur.. koltuğa yayılıp karşısına geçmem, başka filmlerin ardından, uzun zamandır köşede kalmanın soğukluğu ve normalliğinin üzerine sinmesine ramak kalışındandı. mallığımın tarifi ise; o sırada hala yönetmenin farkında olmamam. isim ve kapak ile aşk yaşayıp almıştım işte –tam bir kadın hareketi olarak :)


Kitlendim, şaşırdım, süzüldüm, kızdım, güldüm.. nerde köşede bucakta birşey var, yoğurup yoğurup koydu önüme film. Bu kadar sade bir dille, bu kadar mı naif anlatılır.. ve herşey..

iklimlere saklanmış insan zamanları, insana saklanan su ,hava.. film, inzivaya çekilen amca ( budist deyin, budist rahip deyin, monk deyin, ne derseniz deyin..)ve adam edilmesi için onun yanına gönderilen çocukla başlıyor. hayat evrelerini mevsimlere paralel olarak izliyoruz.çok güzel içiçe geçmişler.Mekânlar insanı büyülüyor. Devam ettiği 103 dk ve dahi sonrasında size bağlı bi süre boyunca, sizi bulunduğunuz koşturmacalı, insanlığınızdan eden, abuk sabuk dünyadan alıp, evrenin başka bir köşesine bırakıyor. film bitince içim temizlenmiş gibi hissettim. garip bi şekilde de yalnız kalmak, konuşmamak, o dakka çayırın çimenin ortasına oturmak istedim. suyun üzerindeki kulübede de ne güzel uyunur, aşağıdan şıpır şıpır su sesi.. aynı şeyi bu yaz tekirova sundance de hissettirdi bana. bir nebze. neyse..

Filmde bir de süpriz var: Kim Ki-duk ustanın ta kendisi..filmi için hipotermiyi göze almış, kırmış kalçayı oturmuş.. yetişkinlik devresini oynamış..
Bi de bu yukarıdaki çocuğu evlat edinesim var.. niye sırtına taş bağlı diye sorarsanız,söylemem, o kadarını da siz seyredin.

afiyet olsun..

Ocak 13, 2010

y&y




dişilin içinde bir yang tohum, erilin içinde bir yin.. sonsuza kadar gizli ve dışarıda olan birbirinden beslenir durur..

karanlığına dönük, aya durmuş, yeryüzü gibidir yin..

buna mukabil yang aydınlığı parlar, sıcak, hızlı ve gökyüzüne doğrudur yüzü..

shiva & shakti

yin yoga..

yeni yılla yin yoga eğitimi başladı.
bi süre ordan gelir, benden geçer, buraya akar artık..


Aralık 31, 2009

2010

2000 defa 10 dilek hakkınız olsun..
10 ayda, 20 ay gençleştiğiniz bi yıl olsun..
2010 tane yeni kelime öğrenip, cümle içinde kullanın..
20/10=2 kişi olup bu yılı aşk içinde geçirin
20-10=10 üzerinden 10 numara sağlıklı olun..

Bi de aslında kalıplara, -meli-malı’lara, küçük hesaplara taviz vermeyin..

MUTLU SENELER !!

ne oldu burda ??

Biraz darbeli bi yıl oldu; inişler çıkışlar, kendinden kaçışlar..
Anladım, anlamadım, biraz kandım, dön dolaş kendimi aradım, kuyruğumun peşi misali..
Oldu mu bilmiyorum, hiç emin değilim açıkçası ama olmasa da bu da yol, öyle diyo büyüklerimiz..
Başka şeyler de var, hani senelerdir dilimdeydi , şimdi elimde yoga hocalığı misal.. becherovka misal..
hükümete uyuzluğa devam! Bir sene de doğru dürüst bi yönetime kavuşabilecek miyiz acaba?
Uzun senelerden sonra herhal en çok içtiğim, döktüğüm yıl oldu 2009, insanlar şaşırdılar, yarasınn..
biraz karadeniz’i, daha çok ege’yi, kalmayı, gitmeyi, denizde bile ağlanabileceğini, ah’ı, akabinde gülmeyi, içimin yanmasını, daha çok affetmeyi ve affetmenin aslında benden sorulmadığını, hayata getirdikleri ile eyvallah demeyi, insanların bendeki değerlerini, tutarlılığın her zaman “doğru” olmadığını, zaman zaman kırmayı, orkidenin 1 buçuk sene sonra da açabileceğini, fazla kahvenin selülit yaptığını, dünyanın küçük olduğunu, ummadığım zamanda cebimde pırıltılar bulabileceğimi, dostlarımı, sandıklarımı, Santana’yı, korkularımı vb. vb. gördüğüm bir yıl oldu..

Böyle bakınca iç açmayanlar da yok değil hani! ama herşey zıddıyla var olurmuş.. şimdi aydınlık çağa giriş yapıyoruz diye düşünelim.. süreçsiz ne değişir bu hayatta bilmem, 1 gün de kendi içinde bir süreç midir, yoksa aynı anda milyonlarca umut sinerji yaratıp, bizi hayırlara çıkartır mı her türlü, onu da bilemedim..

Ama bu sene lüffen(!) dediklerim var.. olur mu misal peru’ya gider miyim ya da damien amca buraya gelir mi? bi de aşure yapmayı öğrenmek istiyorum. Ebru teknemi bari bu yıl açabileyim, bi de yelken öğreneyim.. boğazdaki konserlere deniz locasından kulak kabartayım.. daha gelir bunun devamı..

yoga dialogları..


Aralık 30, 2009

çığlıklar geçti üstümden, bulutlar geçti..

sensiz yaşamaya alıştırdılar galiba
özledim ruhumu..

Aralık 29, 2009

nightmare before christmas!..

Just because I cannot see it, doesn't mean I can't believe it!

Aralık 25, 2009

herşey “abbey road” ile başladı..

Geçen gün sevgili arkdaşım kendi yaptığı kartpostalları gösteriyordu ki; bi baktım en üstte Abbey Road’un malum kapağı. Konuya haiz olmasının sebebi arkada görünen kaplumkurbağa imiş, yani kartpostalların genel özelliği. Neyse.. fotoğrafta paul’ün ayakları çıplak! Konu buradan açıldı ve aldı yürüdü..
Daha önceden de duyduğum, araştırmaya kendi kendime karar verdiğim ama beynimin süpürgeliklerine kaçmış bir konuydu bu; is paul dead? İnternette birkaç adres var bununla ilgili. Yazının sonunda belirtirim de zaten cevabı soruda gizli..
Okumaya başladığımda gördüm ki, sitelerden birinin konuya peşrevinde de aynı ifade var ; “Herşey Abbey Road ile başladı".. Amcalar der ki; 1966’da bir trafik kaasında paul mccartney ölmüş ve yerine ona tip ve müzikal olarak benzerlik gösteren başka biri geçmiş.. Abbey road piyasaya çıktığında, kapağında paul’ün çıplak ayaklı olması ve adımının diğerlerine göre ters olması dikkat çekmiş (eleştirel düşüncenin yuvası olacak yer!). kapak biraz daha incelendiğinde john’un kıyafeti bir din adamına, ringo bir levazımatçıya ve george da bir mezar kazıcısına benzetiliyor. Arkada görünen kaplumkurbağanın plakasının 28IF olmasına dikkat çekiliyor ve kapağın kurgulanmış olabileceği belirtiliyor. Ve albümün yayınlanmasının ardından dedikodular başlıyor.
Söylenen o ki; paul 9 kasım 1966’da Sgt. Pepper’s Lonely hearts club band albüm çalışmaları sırasında sinirlenip stüdyodan çıkıyor ve akabinde atladığı motoruyla kaza yapıyor. Bu sonuca da bazı şarkı sözlerinden varılıyor. Misal; "He didn't notice that the lights had changed" ("A Day in the Life") ya da He then crashed into a lamp-post (a car crash sound is heard in "Revolution 9" and "A Day in the Life"). He was pronounced dead on a "Wednesday morning at 5 o'clock as the day begins" ("She's Leaving Home") vb.. Bu arada kazaya ait herhangi bir resmi kayıt yok. Bunun savunması olarak da, konuyu Beatles’ın gizli tutmak istemesi gösteriliyor.
Beatles üyeleri ise konuya bi çılgınlık olarak baktıklarını söyelyip, açıklama bile yapmıyorlar.
Paul’ün benzerinin bulunması için düzenlenen yarışmayı kazanan isim olarak William Shears Campbell, Billy Shears, gibi isim kombinasyonları havada uçuşuyor. Bu yarışmanın yapıldığı ama sonuçlarının açıklanmadığı bilgisi de atlanmıyor. Bu sıralarda Russell Gibb’e (Detroit semalarından bir DJ) öğrencilerinin birinden bir haber geliyor ve revolution 9 un fonunda gizli bir mesaj olduğunu söylüyor. Bunun üzerine amca şarkıyı kendi pikabında dinleyince, arkada “turn me on, dead man, turn me on, dead man” namelerini duyuyor ve araştırmaya başlayarak şarkılar, albüm kapakları ve filmler üzerinde çalışıyor. Tabiri caiz ise ortamı alevlendiriyor. 1979 yılında Beatles uzmanı Joel Gasiler ve Dave Fox “Is Paul Dead? Turn me on dead man” isimli bir radyo programı hazırlayarak, konunun dibine vurmaya karar veriyorlar. Sgt. Peppers ile başlayıp Let it be ile biten program müthiş yankı uyandırıyor. Programda tüm albümlerin üzerinden gidilerek aşrkıların geri plandaki sesleri ve dolayısıyla ordaki ipuçları dinletiliyor. Daha önce değinilmemiş noktalardan bahsedilince, program birçok Beatles hayranının ilgisini çekiyor. Bu bilgileri toparladığıım siteden ayı zamanda bu kayıtlar da temin edilebiliyor.
www.ispauldead.com. bi de şöyle bir şey var; www.paulisdeadhoax.com.. daha da birşeyler dolanıyor tabi sanal arenada..
??bastırılmaya bu kadar muhalif olan beatles, böyle bir durumda grubun dağılma kaygısıyla susmuş olabilir mi? Ya da alttan alttan ipuçlarını döşediler mi gerçekten? Kaldı ki gelişmiş CSI yöntemleri dizilerde bile birbirleriyle aşık atarken, böyle bir konuda armut mu topluyor?
Bunları bir büyüğümüze anlatsak, vereceği cevap net: “Delinin biri kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkarmaya çalışıyor..”
Daha fazla ayrıntı; ilerleyen bölümlerde.. ;)

Aralık 23, 2009

kısadevrenin bi de böylesi..

Aklın kısadevrede yandığı bi an var. Kamera odasındaki tüm ekranların donması gibi.. panik olunması gereken ama onu bile olamadığın.. Hangi sinapsisin eli kimin cebinde belli değil, taşıyıcılar ordan oraya atlayıp duruyo ve işte o an ; kaos! Ve hatta yokoluş!
Karşılaşma, acı, sevinç, inanamama, kitlenme, fazla yükleme.. ve sonrası patlayarak bir üst boyuta çıkma. Tüm renklerin toplanıp beyaz etmesi gibi.. var olmadığın an..

Sen an'ını nerede hükmettin?